Prenses Erkekler
Nereden takıldı aklıma bilmem... Ama son zamanlarda "Prensesleşen Erkekler" den bahsediliyor...

Sahi kim ilk kez söyledi bu sözü? Tamam kabul ana kuzusu olanlar var. Orasını anladık da... "Prenses Erkekler" tabiri de biraz fazla gibi sanki. Yok! Dertli değilim bu konudan yana... Çünkü umurumda değil beni tanıyanların bana taktığı etiketler. Çünkü ne yaparsam yapayım ne beni nasıl gördüklerini ne de benim onlara karşı duruşumu asla değiştiremem. Bu yüzden ne görüyorlarsa ben o olmuşumdur. Onların aklında da kendi aklımda da...
Ama var işte toplumun kulislerinde alıp başını giden bir gıybet... "Prensesleşen Erkekler"...
Evin direği erkektir. Mevzusu ne ara buralara kadar evirildi? Hadi birlikte düşünelim üzerine bu konunun...Öncelikle bu "Prenses Erkek" etiketini hak etmiş olmanın şartlarına bakalım birlikte! Hangi erkeklere Prenses denir hangilerine denmez...
- İlişkileri maddi ve manevi olarak taşıma yükümlüğü erkeklerindir. Bunu başaramayan ve sızlananlara da Prenses diyebilir miyiz?
- Erk egemen bir aile yapısından gelmediği için naif ve belki de gereğinden fazla anlayışlı olan erkeğe de Prenses diyebilir miyiz?
- Yatağın yolunu ihtiyaçtan hatırlayan ve kadınına haz yaşatmaktan bi haber olan erkeklere de Prenses diyebilir miyiz?
- Anasının kuzusu olanlar var bir de! Ya onlara... Onlara da Prenses diyebilir miyiz?
- Bir de toplumsal tabular yüzünden cinsel kimliğinin üzerine beton dökerek erkek olarak rüştünü ispatlamak üzere evlenen ve sonrasında ilişkinin bir yerlerinde kırılıp narinleşenler var! Onlara da Prenses diyebilir miyiz?
- Bu liste daha uzar da uzar... Çünkü kamuya personel alımındaki kayırmacı mülakatlar gibi bir yerden sonra karşısındaki erkeğe "NEDEN GÖZÜNÜN ÜZERİNDE KAŞIN VAR?" diye soranlar da var. Onların da elbette bir şekilde yanlış ilişki içerisinde olduğunu fark ettikleri bir dönüm noktaları olmuştur hayatlarında. Ön kabul şartları her ilişkinin mülakatında değişiklik gösterebilir. Bu sebeple doğru ya da etiketlenerek hiç fark etmeksizin Prensesleşen Erkekler toplumun birer gerçeği oldu.

Tüm bunlar bir yana dursun bir de metroseksüellik esprileri vardı bir ara revaçta olan... Önümüz arkamız, sağımız solumuz metroseksüeldi. O konuya dair de dili sivri olanların bir mottosu vardı. "Metroseksüel Erkekler gizli gay'dir." şeklinde... Anlamak bazen zorlaşıyor insanları! "Hani bunu düşünecek kadar mı dertsiz bir hayatın var be "insan" evladı?" diye sorasın geliyor da... Dertlerimizden geriye o kadar zaman kalmıyor. Ben de istiyorum molemiklere gireyim... Ama yok işte zaman kısıtlı! Aleme 1 Gün 24 Saattir, bana gelince 24 dakika gibi bir şey...
Nerede kalmıştık?
Erkekler evin direğiydi... Ama o günlerde de ne kadınlar vardı değil mi? Erkeğinin arkasında o düşerse ondan önce yere serilip erkeğine arka çıkacak kadar gözü kara! Bugün bir şekilde insanlar yanlış ilişkiler içerisinde yer almaya hevesli maksat bir ilişkim olsun! Ya da daha da trajik olanı kendime ait bir hayatım bir evim... Falan filan...
Ah be çocuğum... Hayat ile baş başa kalmak demek Savaş Meydanında Emekleyen Çocuk olmak demektir!

Ve işte hayat! Baş başa kaldığınız o merhametsiz, o vicdansız varlık...
İnan bana pek çok erkeği prenses yaparken, bir çok kadını da Deli Kadir'e çevirmiştir. Bu sebeple etiketler üretmeyi boş verin. Her şey her zaman yolunda gitmek zorunda değil ve ayrılık... Ayrılık da sevgiye dairdir. O yüzden ayrılmasını da bilen insanlarla birliktelik kurmalısınız. Çünkü hayat zaten yeterince acımasız davranıyorken, bir de birbirimizi tüketmeye gerek yok.
Son olarak arada bir erkelerin de derdi var mı yok mu diye sorun? Ölmezsiniz la... Ciao...